3 Ağustos 2026

Eğitim Aşkına

Her şey daha iyi bir dünya için…

EDEKÖY KATLİAMI – 1912

Savaşlar insanoğlunun var olduğu günden bugüne değişe değişe sürmüştür. Yöntemler değişse de insanoğlu her zaman acı çekmiştir. Bazen savaştığı için

        Savaşlar insanoğlunun var olduğu günden bugüne değişe değişe sürmüştür. Yöntemler değişse de insanoğlu her zaman acı çekmiştir. Bazen savaştığı için, bazen ise sivil de olsa sırf o savaş alanına yakın olduğundan ya da o dönemde yaşadığından acı çekmiştir. İşte bu yazımızda tarihimizin en kanlı katliamlarından birini hatırlatacağız: Edeköy Katliamı – 1912.

Edeköy Neresidir?

Edeköy, şimdiki adıyla “Kadıdondurma” olarak bilinen, Meriç kıyısında yer alan, o dönemde civar köylere göre daha varlıklı olan bir köydür. Meriç Nehri’ne çok yakınken sel baskınları nedeniyle daha iç bölgelere taşınmıştır (1940). Hemen karşısında Yunanistan’ın “Sofulu” köyü yer alır. Uzunköprü’nün güneybatı, İpsala’nın ise kuzey kesiminde yer alır.

Katliam Nasıl Gerçekleşti?

1912’de başlayan Balkan Savaşları, bölge coğrafyasındaki hemen hemen herkesin acılara katlanmak zorunda kaldığı, aile bireylerinin birbirini kaybettiği, göç yollarında telef olan insanların hiç unutulmadığı savaşlardan sadece bir tanesidir. Odak noktası Osmanlı – Yunanistan – Bulgaristan olan savaş, diğer devletlerin de müdahil olmasıyla bir acılar denizi haline gelmiştir. Komitacıların (Komitacı: Siyasi bir amaca ulaşmak için silahlı mücadele yapan gizli topluluk veya örgüte bağlı kimse.) çok fazla görev aldığı bu savaşta en büyük acılardan birini Edeköy (Kadıdondurma) sakinleri yaşadı.

1912’nin sonbaharında Bulgarlar, Osmanlı ile savaşmaya başlar. Lojistik eksikler ve ulaşım zaafiyeti nedeniyle İstanbul’dan Trakya’ya yeteri kadar yardım gönderilemez. Özellikle tarihi sebeplerle kinlenmiş Balkan milletleri, yüzlerce yıl kendilerini el üstünde tutan Osmanlının tebaasına zulmetmeye başlar. Bu zulümler zamanla katliama dönüşür.

Savaşlarda orduya destek veren gayriresmi çeteler de savaş alanında bulunabilir. Denetlenmesi zor olan bu çeteler zaman zaman insanlık dışı davranışlar gösterebilir. İşte bu çetelerin hedefi bu sefer “Edeköy”dür. Anlatılanlara göre köyün ileri gelenlerinden “Osmanoğlu Mehmet” okur yazar biri olduğu için havadisleri gazetelerden takip edebilmektedir. Balkanlardaki karışıklığın fiilen kendilerini de etkileyeceğini anlar. Bulgar ordusu ve onun yanında yer alan Rum – Bulgar çeteler köye yaklaşınca köylüyü uyarır. Ailelerini ve değerli mallarını yanlarına alan köylüler Meriç Nehri boyunca ilerleyip İpsala üzerinden Çanakkale’ye, oradan da yurdun iç kesimlerine geçmek isterler. Küplü’yü geçip Adasarhanlı’ya varırlar. Orada bir süre konaklarlar. Osmanoğlu Mehmet Bey’in bu köyde tanıdıkları vardır. Onların perişan halini gören köylüler, Mehmet Bey’e çeşitli telkinlerde bulunurlar. Artık askerlerin masum insanlara zulmetmeyeceğine inandırırlar onu. Zaten yorgun olan kafile bu telkinler üzerine geri dönmeye başlar. Geri dönmekte olan köylüleri, Sofulu köyünden, nehrin karşısından bir Yunan köylüsü izlemektedir. Komitacıların köyü sardığını bildiği için olacakları tahmin eder. Dayanamayıp nehri geçer ve Osmanoğlu Mehmet Bey ve yanındakilere yetişir. Durumu anlatır. Onları köye gitmemeleri ve kendiyle nehrin karşısına konusunda razı etmeye çalışır. Mehmet Bey, köylüyü yalnız bırakmak istemez. Köylüyü komitacıların eline bırakmaktan korkar. Rum köylüsü bunun üzerine en azından eşi ve çocuklarını karşı kıyıya göndermesi için onu razı eder. Mehmet Bey’in eşi Lütfiye, çocukları Naciye, Nigar, Hakkı, Şaziye, Remziye sandala gider. Fakat Yunan askerinin de kendilerine eziyet edeceğinden korkan Nigar ile Şaziye sandala binmek istemez. Onları razı edemeyen Lütfiye Hanım da kendilerine Koca Ninelerinin yanına gitmelerini söyler. Oysa Koca Nine de katledilenler arasında olacaktır. Sandala binenler karşı tarafa geçer.

Köye dönenleri büyük bir felaket beklemektedir. Köye dönen kafilenin önce malları yağmalanır. Komitacılar kadın ve erkekleri ayırırlar. Kadınları camiye, erkekleri bir samanlığa kilitlerler. Hepsini diri diri yakarlar. Kaçmaya çalışanları kılıçtan geçirirler. Katledilenlerin bazılarını köydeki kuyulara atarlar. Osmanoğlu Mehmet Bey’in ailesinden otuz kişi katledilir. Köylülerden bazıları Sofulu köyüne götürülür. Rivayete göre işkence yapılarak öldürülürler. Köyün yaşlıları bugün o kuyuları “kör kuyu” olarak anar.

Mehmet Bey’in ailesinden Meriç’i geçebilenlerin de akıbeti ilginçtir. Olanları Sofulu’dan çaresizce, gözyaşlarıyla izlemişlerdir. Sandala binmeyen Şaziye’nin cesedi bulunur. Nigar’dan ise bir haber yoktur. Bir iddiaya göre Bulgar bir subay onu yanında götürmüştür. Mehmet Bey’in oğlu “Hakkı İpekçi”, ablası Nigar’ın izini yıllar sonra arar fakat bir şey bulamaz. Yıllar sonra ablalarının anısına kendi kızlarına “Şaziye” ve “Nigar” isimlerini verir.

Edeköy’de katliama uğrayanlar sadece oralılar değildir. Başka yerlere gitmeye çalışıp da o bölgede yakalanan başka köylüler de öldürülmüştür. Katledilenlerin toplam sayısının “2.000” olduğu sanılmaktadır. Bulgarlar o dönemde kendilerini aklamaya çalışıp suçu Rum çetelerine atsalar da onları yönlendirenlerin yine Bulgar komutanlar olduğu bilinmektedir. Hatta katliamı yapanların bir bölümü de Edeköylülerin yanında çalışan, aynı sofrayı paylaşan Bulgarlardır.

Tarih bilimi bize neden daima çalışmak zorunda olduğumuzu, kendi haklarımıza sahip çıkmamız gerektiğini, sözde Ermeni soykırımı konuşulurken bizlere yapılanları gündeme getirmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlatmıştır.