Hikâye ve roman aslında genel özellikleriyle aynı yazı türüdür. Aradaki farklara bakarsak romanların biraz daha uzun, olay örgüsü yönünden daha zengin, bazen de kişi sayısının hikâyelere göre daha fazla olduğunu görürüz. Bizim edebiyatımıza Osmanlı’nın son döneminde giren hikâye ve roman, o günden bu yana edebiyatımızın temelini oluşturan edebi türlerin başında gelmektedir.
Hikâye ve romanlarda öyküleme ve bunu desteklemek amacıyla betimleme tekniği sıkça kullanılır. Yazar, yeri geldikçe, söz sanatlarını da kullanır ki anlatılanlar okurun zihninde yer etsin, okuru kitaba daha fazla bağlayabilsin ve yazarın duygu ve düşünce dünyasını insanlara daha iyi anlatabilsin.
Üst sınıf seviyelerinde hikâye ve romanlar teknik yönden de ele alınmaya başlanır. İlk ve ortaokullarda ise daha çok konu, ana düşünce ve 5N1K ile kısıtlı incelemeler yapılır. Fakat son dönemde üst sınıflarda olan bazı kavram ve tekniklerin alt sınıflarda da anlatılması ihtiyacı doğmuştur. Bazen kitaplarda, bazen ise sınav sorularında çıkan kavramlar ilk ve ortaokul öğrencileri için yeni olduklarından bazen zorlayıcı olabilmektedirler. Bunlardan biri de “romanda, hikâyede anlatıcı ve bakış açısı”dır.
Hikâye ve Romanlarda Anlatıcı
Hikâye ve romanlarda anlatıcı iki türdür:
- Birinci Kişi Ağzından: Yazar, anlattıklarının bir parçasıdır. Yani kitaptaki kahramanlardan biridir. Orada ne varsa hepsini bizzat yaşar. Bunu metindeki “ben, biz” sözlerine bağlı ifadelerden anlarız Aşağıdaki örneği inceleyelim:
“…Annem sonunda aşağıdaki odalardan birini atölyeye çevirmemize razı olmuştu. Babaannem ise bizden boşalan yatak odasına geçecekti. Hafta sonlarında ben ve kardeşim için yer yatağı açılırdı ve her zaman oraya buraya dikkatsizce bırakılmış veya farkında olunmadan düşürülmüş toplu iğnelerin bir yerimize batma tehlikesiyle karşı karşıya kalırdık. Herhangi bir iğnenin üzerine basıp da canımızın yanması o kadar olağandı ki…”
- Üçüncü Kişi Ağzından: Burada yazar, olaylara bizzat dahil değildir. Oradakileri dışarıdan biri olarak anlatır. Yani kendisi bir hikâye kahramanı değildir. Aşağıdaki örneği inceleyelim:
“…Nancy, köprünün diğer ucuna kadar yürüdükten sonra döndü. Noah biraz geri çekilerek bir köprü direğinin arkasına saklanmaya çalıştı. Kız öylesine yakın geçti ki neredeyse kızın soluğunu hissetti. Nancy geçip gidince Noah da saklandığı yerden çıkıp yeniden izlemeye başladı…”
Bakış Açısı
Hikâye ve romanlarda bakış açısı herhangi bir varlık, olay veya insan karşısında yazarın dünya görüşü, hayat tecrübesi, kültür, yaş, meslek, cinsiyet, ruhsal durum ve bunlara bağlı diğer özelliklere göre metne kattığı anlatımsal yorumdur. Birkaç çeşidi bulunur:
- Hâkim Bakış Açısı ( İlahi / Tanrısal Bakış Açısı ): Yazar bu bakış açısında yaşanmış, yaşanan ya da yaşanacak her şeyi bilir, görür ve duyar. Kahramanların kafasından geçenleri dahi okuyabilir. Kendisini olayın içine katmaz fakat kahramanları ileride neyin beklediğini bilir. Onlar hiç konuşmasa bile ne yapmak istediklerinden haberdardır.
- Kahraman Bakış Açısı ( Birinci Tekil / Ben Anlatıcı ): Olaylar birinci kişi ağzından aktarılır. Yazar, kahramanlardan biridir. Olay akışı içerisinde sıradan bir insanın bildiği kadarını bilir, o kadar görür ve duyar. Mesela karşıdan karşıya geçtikleri bir köprünün sonunda onları bekleyen tehlikeden habersizdir. Okuyucuya bu tehlikeyi önceden söylemez.
- Müşahit / Gözlemci Bakış Açısı: Yazar, olanlara sadece tanıktır. Herhangi bir yorum getirmez. Nesnel olma gayretindedir. Sadece olanı ve biteni anlatır. Kahramanların ruh hâllerine de erişemez.
Serbay KAYGANACIOĞLU (serbayk@egitimaskina.com)


Daha fazlası...
Bir Kadının Saklı Mevsimi-Kimberley Freeman
Yazısı Çirkin Çocuklar İçin Neler Yapılabilir? (Etkili Çözümler)
6. SINIF TÜRKÇE DERS KİTABI MEB 2025-2026 YENİ MAARİF MODELİ (TEK PARÇA)