KOMPOZİSYON OLUŞTURMADA YAŞANAN SORUNLAR VE ÇÖZÜMLERİ

“Kompozisyon” sözcüğünün anlamı “Parçaların bir bütün içinde, bir düzen gösterecek şekilde bir araya getirilmesi”dir. Dil bilgisi ve edebiyat içindeki tanımı ise “Olayların, durumların, isteklerin, duygu, düşünce ve hayallerin bir mesaj içerecek ve iletecek şekilde; bir konu etrafında bütünlük düşüncesi gözetilerek düzenlenmesi”dir.
KOMPOZİSYON BİR YAZI TÜRÜ MÜDÜR?
Bizler “kompozisyon” sözcüğünü bir yazı türü olarak düşünürüz. Oysa bir üst paragrafta da verildiği gibi aslında bir bütünlüktür. Yaşadığınız evin herhangi bir odasında bile bir kompozisyon mevcuttur. Eşyalarınızı rastgele yerleştirmezsiniz. Televizyonunuzu iyi izlenecek bir noktaya, koltuklarınızı onun karşısına, sehpalarınızı o koltukların yanına yerleştirirsiniz. Ayrıca odanıza bu eşyalara uygun bir renk seçersiniz. Perdeleriniz rüzgarda salınırken siz de bu kompozisyonun tadını çıkarırsınız.
Yazılılarda öğrencilerden kompozisyon yazmaları istenir. Daha doğru bir şekilde ifade edersek “bir kompozisyon oluşturmaları” istenir. Bu; bir duyguyu anlatan şiir, bir düşünceyi aktaran güzel bir deneme olabilir. Belki de kendi başından geçeni anlatacak bir yazı, yani “anı” olabilir. Öğrencilerin orada yazdıkları şey, amaca göre belirlenmiş bir yazı türüdür. “Kompozisyon” adında bir yazı türü yoktur. Deneme, sohbet (söyleşi), şiir, anı, otobiyografi, hikâye (öykü) gibi yazı türleri vardır. Yazılanlar da aslında bunlardan biridir.
Önümüzde yazmayı sevmeyen bir nesil var. Hatta birçoğumuz da uzun şeyler yazmayı sevmeyebiliriz. Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Fakat öğrenimine devam eden birinin bunu sevmemeyi bahane etmesi mümkün değildir. Çünkü eğitim – öğretimin hemen hemen her evresinde isteyerek veya istemeyerek bir şeyler yazmak zorundayız. Daha da ileri gidersek günlük hayatta kendimizi ifade edebilmek için dahi uzun veya kısa yazılar yazmak durumunda kalırız. Bunun etkili olması için de bazı kurallara uymak gerekir. Aslında bu kurallara uyulmaması da başlı başına bir sorundur. Tersinden ele alırsak “kompozisyon” oluştururken yaptığımız hatalar, bu kuralları işaret etmektedir ve bu kurallara uyulması da çözümün kendisidir.
Öğrencilerin yazılılarda yaptığı çalışmalarda yaşadıkları sorunları göz önünde bulundurarak konuya değinelim: Durumu iki başlık altında ele alabiliriz: A) Biçimsel hatalar, B) İçeriksel hatalar.
A) Biçimsel Hatalar
- Başlığın unutulması
Bir parçanın başlığı, parça tamamlandıktan sonra konur. Genel kanı böyle olsa da neler yazacağınızdan eminseniz başlığı önceden de koyabilirsiniz. Sonradan koymak isterseniz unutmamanız için başlığın yazılacağı yere bir işaret koyunuz.
- Başlığın renkli kalemle yazılması
Farklı düşünen öğretmenler olsa da oluşturulan kompozisyonların başlıkları siyah kurşun kalemle yazılır. Aksi belirtilmedikçe durum daima budur.
- Başlık yazılırken sözcüklerin ilk harflerinin büyük yazılmaması
Eser isimleri ve yazı başlıklarında sözcüklerin ilk harfleri büyük, bağlaçlarınkilerse küçük yazılır. Eğer bunu hatırlayamıyorsanız tüm başlığı -bağlaçlar da dahil- büyük harfle yazabilirsiniz.
- Sayfaların kenar boşlukları (sayfa düzeni)
Kitaplarda çeşitli şekillerde görülse de siz üstten başlayıp saat yönünün tersine doğru “5, 4, 3, 2 cm ya da 4, 3, 2, 1 cm” olarak biliniz. Kağıdın üst ve sol bölümlerinde yarım cm’lik değişiklikler yapılabilir. Ancak en büyük boşluğun üstten, en az boşluğun ise sağdan olacağını aklınızdan çıkarmayınız.
- Satır eğikliği
Yazarken satırlarımız uzaktan bakıldığında dalgalanmış şekilde görülebilir. Bunun önüne geçmek için birkaç cümlede bir kağıdınıza uzaktan bakınız. Düzgün görünmeyen yerleri hemen o an düzeltiniz. Yoksa fazla sayıda cümleyi silmek zorunda kalabilirsiniz. Ayrıca kağıdınızı sıranızın kenarlarından birine göre hizalayıp yazarken o hizayı takip edebilirsiniz. İlk birkaç cümleyi düzgün yazarsanız devamını da o cümlelere göre hizalayıp göze hoş gelen bir şekil yakalayabilirsiniz.
- Yazım kurallarına uyulmaması
Burada akademik bilgi ön plana çıkmaktadır. Önüne geçilmesi en zor sıkıntılardan biridir. Çünkü yazma anında destek alabileceğiniz bir kaynak olmayabilir. Her yazıdan sonra zorlandığınız kelimelere yazım kılavuzundan ve Türkçe kitaplarından bakın. Bir dahaki yazı çalışmalarında aynı hataları tekrarlamamalısınız. Fakat o an için sizin adınıza en kolay çözüm, nasıl yazıldığından emin olmadığınız sözcüklerden kaçınmaktır. Mesela “pek çok “ sözünün nasıl yazıldığını bilmiyorsanız o anlama gelen başka söz veya sözler kullanınız.
- Noktalama kurallarına uyulmaması
Yazı çalışmalarından önce büyük harflerin kullanımını, kesme işaretini, virgülün kullanımını gözden geçiriniz. Çünkü yanlışların geneli bunlardan kaynaklanır.
- Yazarken estetik kaygı güdülmemesi
Bu sorun birkaç günde değil, aylar veya yıllar alacak okuma ve yazma çalışmalarıyla aşılır. Kişi, ilgisini çeken bir konuda yazmaya daha isteklidir. Fakat yazma konusunu biz belirlemediğimizde mecburen hoşumuza gitmeyen bir konu hakkında fikir belirtmek veya olay örgüsü oluşturmak zorunda kalabiliriz. Böyle anlarda sorun yaşamak doğal karşılansa da değerlendirmeyi yapacak kişi veya kişiler sizin bu konuyu ne kadar sevip sevmediğinizle ilgilenmez. Bu nedenle her ne yazarsanız yazın İstanbul Türkçesine hakim olduğunuzu göstermek zorundasınız. Bunun için de hem kitap okumalı hem de bol bol yazı yazmalısınız. Hatta okuduğunuz kitapların aralarına Cumhuriyet Dönemi yazarlarımızın eserlerinden de serpiştirebilirsiniz. Çünkü çeviri kitaplar kendi dillerinde çok iyi olsalar da çeviriyi yapan kişi tarafından bazı özellikleri tırpanlanmış olabileceğinden bize merak ve heyecan hazzından daha fazlasını veremeyebilir. Buna ilave olarak eğer el yazınız güzel değilse elinizden geldiğince yavaş yazınız. Normal hızda ve yavaş yazdıklarınızı karşılaştırıp aradaki farkı kendiniz görünüz. Yazısı zor okunan bireyler yavaş şekilde yazdıklarında aslında sorunun nasıl çözüldüğünü de görmüş olacaklar.
9. Aynı sözcüğün tekrarlanması
Bir metinde aynı sözcüğü çok tekrarlarsak metnin hem güzelliği hem de akıcılığı bozulur. Bu sebeple hem zamirleri kullanmalı hem de bazen birkaç cümlede bir metnin tamamını okuyup kulak tırmalayan tekrarlar varsa onları düzeltmeliyiz.
B) İçeriksel Hatalar
- Konu bütünlüğünün sağlanamaması
Konu bütünlüğünü sağlayamayan kişiler o konu hakkında net bilgi sahibi olmayanlar veya yazma esnasında kaygı düzeyi yükselenlerdir. Bunu önlemek için, yazacaklarınızın taslağını çıkarıp bir yere yazmanız ve o taslağa göre ilerlemeniz faydalı olacaktır. Örneğin ülkemizin azalan orman varlığından bahsetmeniz istenmişse boş bir yere “Orman nedir, ormanlar neden önemlidir, ülkemizin orman varlığı nasıldır ve neden azalmaktadır, çözüm önerileri…” gibi basit bir taslak sizin için kurtarıcı olabilir.
- Paragrafların yanlış oluşturulması veya hiç oluşturulmaması
Çok sık yapılan yanlışlardan biridir. Kişi “paragraf” kavramının anlamını bilmiyor olabilir. “Burada paragraf yapmalıydın.” dendiğinde sus pus olan biri aslında orada neyin kastedildiğini bilmiyordur. Bazen de paragraf yapılması gerekince satırın başında bir parmak boşluk bırakılması yerine bir satır atlandığını görüyoruz. Bunun sebebi kitaplarda her paragraftan sonra bir satır atlanarak devam edilmesidir. Oysa burada önemli olan şey, satırın yaklaşık 1 cm içerisinden başlanmasıdır.
- Başlığın konu ile uyumsuz veya fazla genel olması
Bir metne veya şiire başlık konurken gözetilmesi gereken bazı kurallar vardır. Bunların en başında konuya uygunluk gelir. Siz “Türkiye’nin dış ticareti” hakkında bir yazı yazmak isterken oraya “Dış Ticaret” diye bir başlık atarsanız yazıyı en başından katletmiş olursunuz. Bu başlık fazla geneldir. Çünkü bu başlık ; dış ticaret hangi ülkeyle ilgilidir, hangi açıdan ele alınmıştır, kimlere hitap etmektedir gibi soruların hiçbirine cevap vermemiştir. Bunların yanı sıra merak uyandırıcı veya ilgi çekici başlıklar da yazınıza renk katar. Ancak unutmayınız ki “Kitap” adında bir başlık attıktan sonra kitaplarla ilgili ne yazarsanız yazın bu tek sözcük, sizin yazınızın ne hakkında olduğuna dair net bir bilgi vermeyecektir.
4.” Şimdi size bir hikâye anlatayım, ben Ahmet, bir gün bir çocuk varmış…” şeklindeki yazıyla uyumsuz giriş cümleleri
Genellikle küçük yaş gruplarında görülen bir hatadır. İlkokul döneminde öğrencilerin bazı şeyleri daha iyi kavrayabilmeleri için “somutlaştırma” yöntemi kullanılmaktadır. Öğrenciler orada kastedilenlerle kendi hayatları arasında benzerlikler ve bağlantılar bulurlar. Fakat iş, düşünce yazılarına gelince orada günlük hayatın biraz daha dışına çıkıp duygu ve düşünce dünyasına inmek gerekir. Eğer öğrenciyseniz deneme, söyleşi, fıkra (köşe yazısı) örneklerini sık sık incelemelisiniz.
- Anlatılanların bir sonuca bağlanamaması
Düşünce yazılarının planında “giriş, gelişme, sonuç”, olay yazılarınınkinde ise “serim, düğüm, çözüm” vardır. Duygu, düşünce ve olayların bir sonuca bağlanması gerekir. Bazen yazmak istediklerimizi bitiremeyiz veya metnin uzun görünmesi için aynı eksende dönüp dururuz. Hal böyle olunca cümlelerimiz kısırlaşır ve hem bize hem de onları okuyacak kişiye zevk vermez. Bunun çözümü de yine bir yazı taslağı oluşturmaktır.
- Düşünceler arasında çelişki
Çelişki, düşünceler arasında tutarsızlık olması durumudur. Düşüncelerini kafasında toparlayamamış kişilerde çok fazla görülür. Aynı noktaya saplanıp kalmamaya çalışan kişi, başka şeylerden bahsetmeye çalışırken diğer yazdıklarıyla çelişkiye düşebilir. Yazılarda anlatılanlarla ilgili düşüncelerimizi belirtirken aklımızdan şunu çıkarmamalıyız: Ben böyle düşünüyorum! Kısa metinlerde çok olmasa da sayfalarca yazmak zorunda olan kişilerin zaman zaman kendileriyle çeliştikleri olabilmektedir.
- Düşünceden sapma
Savunulan görüşü ön plana çıkarmak yerine oradaki bir yardımcı düşünceye takılıp sürekli onun etrafında dönmektir. Mesela ülkemizin orman varlığının azalma sebeplerini yazarken orman yangınlarına çok detaylı değinirsek; kimlerin orman yangını çıkardığından, yangın çeşitlerinden, müdahale edecek personelin eğitiminden bahsedersek işte o zaman konudan sapmış oluruz. Unutmayalım ki yardımcı düşünceler amaç değil, bizi ana düşünceye götüren araçlardır.
- Metnin türüne uygun kipin kullanılmaması
Buna en çok rastladığımız yerlerin başında kitap özetleri gelir. Aslında filmleri anlatırken bile izlenecek yol kitap özetiyle aynıdır. O yol da “geniş zaman kipi kullanmak”tır. “….… yapar, …….. gider” şeklinde cümleler kurmamız gerektiğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Ama bir masal yazıyorsak masallarda ise “duyulan geçmiş zaman” yani eski kitaplardaki adıyla “-miş’li geçmiş zaman kipi” kullanarak “….… yapmış, ……. gitmiş” şeklinde bir anlatımı tercih etmeliyiz.
- Uzun cümlelerde görülen cümle düşüklükleri
Özellikle dil bilgisi yönünden zayıf öğrencilerde görülür. Çok uzun cümleler kurulurken iyelik eklerinin eksikliği, yine bu eklerin gereksiz kullanılması, çatı uyuşmazlıkları görülebilir. Hatta bazen öyle uzun bir cümle yazarız ki sonunu yazarken başını unuturuz. Sebebi her ne olursa olsun dil bilgisini iyi bilmek zorundayız. Bilmiyorsanız da en azından günü kurtarmak adına uzun cümlelerden kaçarak daha kısa cümleleri tercih edebilirsiniz. Fakat kimi öğretmenlerin uzun cümlelerdeki ahenkten daha fazla etkileneceğini de göz ardı etmeyiniz. Mesela “Şehrimizin her caddesinde görüp de bir kez bile gidip konuşamadığım o yaşlı adamın oğlu meğer şimdi çok büyük bir ülkedeki ünlü bir klinikte cerrahmış.” cümlesi sizi zorlayacaksa onu “Onu şehrin her yerinde görürdüm. Gidip kendisiyle hiç konuşmadım. Sonradan öğrendim ki oğlu ünlü bir cerrahmış.” şeklinde parçalara ayırabilirsiniz.
Sizlere kompozisyon oluştururken yaşanan sorunları ve çözümlerini anlatmaya çalışsak da siz de ya öğrenciliğinizde ya da iş hayatınızda bunların bir bölümüne zaten çözüm bulmuşsunuzdur. Çözümler genel ve kişisel diye ayrılabilir. Hatta burada yer vermediğimiz sorunlar ve çözümler de mevcuttur. Dünyanın en güzel dilini yüceltmek adına lütfen sizler de Türkçemize sahip çıkınız.
(Serbay KAYGANACIOĞLU – serbayk@egitimaskina.com)


Daha fazlası...
Bir Kadının Saklı Mevsimi-Kimberley Freeman
Yazısı Çirkin Çocuklar İçin Neler Yapılabilir? (Etkili Çözümler)
5. SINIF TÜRKÇE KİTABI 2026-2027 PDF – YENİ MAARİF MODELİ – GÜNCEL HÂLİ (TEK PARÇA)