Çatalhöyük, Konya’nın Çumra ilçesi yakınlarında bulunan ve insanlığın yerleşik yaşama geçişini anlamamızı sağlayan en önemli Neolitik merkezlerden biridir. Buradaki yaşam yaklaşık 9 bin yıl önce başlamış ve farklı dönemlerle birlikte iki bin yılı aşan uzun bir zaman dilimine yayılmıştır.
Yerleşme, eski bir göl havzasının sulak düzlükleri ile tarıma elverişli alüvyal topraklarının birleştiği noktada kurulmuştur. Toroslardan Konya Ovası’na ulaşan Çarşamba Çayı, Doğu ve Batı Çatalhöyük olarak adlandırılan iki höyüğün arasından akar. Sulak alanlar yabani hayvanlara, sazlıklara ve otlaklara yaşam ortamı sağlarken çevredeki ormanlar ev yapımında kullanılan ahşabı sunmuştur. Bu doğal zenginlik, Çatalhöyük sakinlerinin tarımın yanı sıra avcılık ve yabani bitki toplayıcılığını da sürdürmesine imkân vermiştir. İnsanlar buğday, arpa, bezelye ve farklı bitkiler yetiştirmiş, koyun ve keçi beslemiştir. Yabani sığır, geyik ve domuz gibi hayvanların avlanması da ekonomik ve simgesel önemini uzun süre korumuştur.
Doğu Höyük’teki yerleşim genel olarak MÖ 7100-5950 yılları arasına tarihlenmektedir. Doğu Höyük’teki yaşam sona ererken insanlar Çarşamba Çayı’nın diğer tarafındaki Batı Höyük’e yerleşmeye başlamıştır. Batı Höyük’teki yaşam Kalkolitik Çağ boyunca devam etmiştir. İnsanlar yüzlerce yıl boyunca eski evlerin kalıntıları üzerine yenilerini inşa ederek bugün gördüğümüz yüksek höyükleri meydana getirmiştir. Evlerin yapımında ağırlıklı olarak kerpiç, ahşap ve kil sıva kullanılmıştır. Yapılar birbirine bitişik olduğundan yer seviyesinde bildiğimiz anlamda düzenli sokaklar oluşmamıştır. Evlere çoğunlukla damdaki açıklıklardan merdivenle girilmiştir. Damlar yalnızca çatı değil, aynı zamanda insanların yürüdüğü, çalıştığı ve komşularıyla buluştuğu ortak alanlar hâline gelmiştir. Bu özellikleriyle Çatalhöyük, kentleşmenin ve kalabalık topluluklar hâlinde yaşamanın ilk güçlü örneklerinden birini oluşturmuştur.
Evlerin ana odalarında ocaklar, fırınlar, depolama bölümleri, sekiler ve sıvalı platformlar bulunuyordu. Bu bölümler yemek hazırlamak, çalışmak, oturmak ve uyumak gibi farklı işlevleri aynı mekânda birleştiriyordu. Ölen kişilerin birçoğu, evlerin tabanlarına ve özellikle platformların altına gömülüyordu. Böylece evler yalnızca yaşayanların barındığı yerler değil, geçmiş kuşakların hatırasını koruyan aile mekânları hâline geliyordu. Bazı evlerin duvarlarında geometrik desenler, insan figürleri, yabani hayvanlar ve farklı olayları anlatan sahneler yer alıyordu. Resimlerde kırmızı, sarı ve siyah renklerin elde edildiği doğal pigmentler kullanılmıştır. Bazı duvarların defalarca sıvanıp yeniden boyanması, bu resimlerin kuşaklar boyunca yenilendiğini göstermektedir. Boğa boynuzları, leoparlar, akbabalar ve av sahneleri Çatalhöyük’ün simgesel dünyasında önemli bir yere sahiptir. Evlerin ve iki tepeli bir şeklin görüldüğü ünlü duvar resminin Hasan Dağı’nın patlamasını gösterdiği düşünülse de bu yorum henüz kesinlik kazanmamıştır.
Yerleşmede bulunan kadın figürinleri geçmişte ana tanrıça inancıyla ilişkilendirilmiştir. Günümüzde bu figürinlerin kadınlığı, yaşlılığı, doğurganlığı, bedeni veya toplumsal kimliği anlatan farklı anlamlara sahip olabileceği düşünülmektedir. Antik DNA araştırmaları, aynı evlere gömülen kişilerin özellikle anne soyuyla birbirine bağlandığını ortaya koymuştur. Kadınların hane devamlılığında merkezî bir yer tuttuğu ve erkeklerin farklı hanelerden gelmiş olabileceği anlaşılmıştır. Bu sonuçlar kadın merkezli veya ana soylu bir toplumsal örgütlenmeye işaret etmekle birlikte Çatalhöyük’ün kadınlar tarafından yönetildiğini tek başına kanıtlamamaktadır. Çatalhöyük sakinleri obsidyenden kesici aletler, ok uçları ve aynalar üretmiştir. Kemik iğneler, ahşap kaplar, dokumalar, sepetler, boncuklar, doğal boyalar ve küçük metal nesneler toplumun gelişmiş üretim bilgisini yansıtmaktadır. Deniz kabukları ile uzak bölgelerden getirilen taş ve hammaddeler, Çatalhöyük’ün Anadolu içindeki geniş değişim ve iletişim ağlarına katıldığını göstermektedir.
Çatalhöyük’te organik maddelerin olağanüstü biçimde korunması, yerleşmeyi yemek ve dokuma tarihi bakımından da benzersiz bir arşive dönüştürmüştür. Son yılların en dikkat çekici sonuçlarından biri, bir fırının yanında bulunan yaklaşık 8.600 yıllık mayalanmış fakat pişirilmemiş ekmek kalıntısıdır. Avuç içi büyüklüğündeki bu kalıntı 2021 yılında bulunmuş ve laboratuvar incelemelerinin tamamlanmasının ardından 2024’te kamuoyuna açıklanmıştır. Kalıntının içinde buğday, arpa ve bezelyeye ait öğütülmüş parçalar belirlenmiştir. Bu buluntu, Çatalhöyük insanlarının karmaşık hamur hazırlama ve mayalandırma bilgisine sahip olduğunu göstermiştir.
2025 kazılarında Doğu Höyük’te bir avlunun çevresine yerleştirilmiş ve günlük konut işlevi göstermeyen yapılar açığa çıkarılmıştır. Bunlardan “Ölüler Evi” veya “Ruhani Ev” olarak adlandırılan yapının tabanında yaklaşık yirmi kişiye ait dağınık insan kalıntıları bulunmuştur. Araştırmacılar bu kişilerin başka yerlerde öldükten sonra kemiklerinin seçilerek söz konusu yapıya getirilmiş olabileceğini düşünmektedir. Bu uygulama, ölümün Çatalhöyük toplumunda yalnızca aile içi değil, ortak törenlerle bağlantılı bir anlam taşıdığını göstermektedir. Aynı alanda duvarları boyalı ve içinde on dört sıvalı platform bulunan büyük bir tören yapısı da belirlenmiştir. Doğu Höyük’ün en eski yapılarından biri olabilecek başka bir binanın platformları altında üç insan gömüsü ortaya çıkarılmıştır. Batı Höyük’te bulunan kerpiç, yassı taş ve desenli tuğlalardan yapılmış Bizans dönemi mezarları ise bölgenin tarih öncesinden binlerce yıl sonra yeniden kullanıldığını göstermektedir. Alt tabakalarda sıkışık ve bitişik olan evlerin üst tabakalarda giderek birbirinden ayrılması, toplumsal ilişkilerin zamanla değiştiğine ilişkin önemli bir kanıt olarak değerlendirilmektedir. Doğu Höyük’ün terk edilip Batı Höyük’e geçilmesinde çevresel şartların yanı sıra hanelerin ve toplum yapısının değişmesi de etkili olmuş olabilir.
Çatalhöyük kazıları bugün Prof. Dr. Ali Ozan başkanlığında, Türk ve yabancı bilim insanlarının katılımıyla sürdürülmektedir. Drone çekimleri, lazer tarama, üç boyutlu modelleme, arkeobotanik, izotop ve DNA analizleri geçmişin en küçük izlerini bile görünür hâle getirmektedir. Her yeni bulgu, Çatalhöyük’ün yalnızca eski bir yerleşme olmadığını, evin, ailenin, inancın ve birlikte yaşamanın tarihini anlatan büyük bir insanlık arşivi olduğunu göstermektedir.
yonetim@egitimaskina.com


Daha fazlası...
HİTİTLER VE ANADOLU’DAKİ BAZI HİTİT ESERLERİ
Bir Kadının Saklı Mevsimi-Kimberley Freeman
Yazısı Çirkin Çocuklar İçin Neler Yapılabilir? (Etkili Çözümler)