
Türk tarihi, sayısız kahramanlıkla doludur. Bugün Batılı toplumların birçoğu küçük kahramanlıklarla övünürken onların övünç kaynaklarının binlerce kat fazlasına sahibiz. Fakat tarihsel çalışmaların azlığı ve tanıtım yetersizliği nedeniyle birçoğundan hâlâ habersiziz. Bunlardan bir tanesi de kaynaklarda “Şipka” veya “Şıpka Muharebesi” diye geçen, “93 Harbi” diye andığımız Osmanlı – Rus savaşındaki bir kahramanlıktır.
Şıpka Boğazı, Balkan Dağları’nın orta kısımlarında yer alan bir bölgedir. Bölgenin Tunca Vadisi’ne açılan bir kapısı olduğu için önemi çok büyüktür. Çünkü bu geçidin ardı geniş ovalar ve Edirne’dir. 18 km genişliğindedir. Olası bir savaşta savunma tarzı bir mücadele için çok uygundur.
93 Harbi’nde Osmanlı’nın yetersiz komutanları ve az sayıdaki teçhizatı nedeniyle Ruslar Tunca Nehri’ni kendilerinin bile hiç beklemediği bir kolaylıkla geçti ve bu bölgeye hakim oldu. Şıpka Boğazı’nı ele geçirmek için bölgenin güneyinde yer alan ve buraya adını veren Şıpka köyünü (Bugün Bulgaristan sınırlarındadır.) aldılar (42°42’45.4″N 25°19’59.1″E). Bu köy aynı zamanda Osmanlı ordusu için bir lojistik merkeziydi. Tüm erzak ve cephane, Rusların eline geçti. Boğaz’daki Türk savunması, kuzeyden gelecek bir saldırıya göre hazırlanmıştı. Bu yüzden güneyden gelecek bir saldırı için yeterli bir hazırlık bulunmuyordu. Durumu bilen Ruslar güneyden tüm güçleriyle yüklenme kararı aldılar ancak kahraman Osmanlı neferlerinin gücünü kıramayıp fazlaca kayıp verdiler. Düşman ordusunun komutanı, takviye alıp Boğaz’a hem kuzey hem güneyden aynı anda saldırılmasını önerdi. Devamında Türk birliklerinin teslim olmasını istedikleri bir mektup yolladılar. Erzak ve cephanesi iyice azalan Türk askeri, kayıp vermemek için düşmanı oyalayıp batıya doğru çekilmek istedi. Zaman kazanmak adına Ruslara çekilme planını aktarsın diye bir subay gönderdiler. Çekilme şartları görüşülürken askerler çekildi ve Ruslar 19 Temmuz 1877’de Şıpka Boğazı’nı işgal ettiler. Düşmanın Güney Kolordu Komutanı General Gurka, verdiği raporda Türklerin erzak ve cephane yönünden yeterli olması durumunda geçidin alınmasının pek de mümkün olmayacağını belirtmiştir.
Düşmanın kritik noktaları ele geçirmesi üzerine Tuna Batı Ordu Komutanı Mareşal Osman Nuri Paşa, İstanbul’a ve ilgili cephe komutanına düşmanın geri hatlarına ve yanlarına taarruz edilmesi gerektiğini iletse de bu önerileri kabul edilmeyerek büyük bir fırsat tepildi.
Art arda gelen yenilgiler üzerine ilgili komutanlardan Serasker Mareşal Redif Paşa ve Abdülkerim Nadir Paşa, sürgüne gönderildi. Ancak ordudaki hatalar son bulmadı. İstanbul’da savaş için iki başlı bir yönetim oluşturulmuştu. Harbi, ordunun İstanbul’daki merkezi ve II. Abdülhamid ayrı ayrı yönetmeye çalışıyor ama bu iki başlılık, yapılan hataların telafisinin yapılmasını da engelliyordu. II. Abdülhamid’in kurduğu “Yüksek Askerlik Meclisi”, savaşı asıl idare edecek merci olan “Seraskerlik Karargahı”nın emirlerini bozuyor ve işleri aksatıyordu. Alt rütbedeki askerlerin daha üst rütbedeki askerlere emir verecek pozisyonlara getirilmesi, ordu içinde huzursuzluğa yol açtı. Komutanlar arasında sürtüşmeler yaşandı ve emirler tam olarak uygulanamadı.
Tuna Cephesi Komutanı olarak Mehmet Ali Paşa atandı fakat istenen takviyeler yapılmasına rağmen ordu, Ruslara bir türlü hücum edemedi. Bunun üzerine 26 Eylül 1877’te komutanlıktan affını istedi ve görevi bıraktı.
Düşmanın derinlere ilerlemesi üzerine Padişah II. Abdülhamid, Karadağ Cephesi’nde başarılı işler çıkaran Hüsnü Paşa ve Ali Saip Paşa’yı Balkan Geçitleri Bölgesi’ne gönderdi. Bu iki paşa, çektikleri telgrafta bu cephedeki Karadağlılara karşı bir zafer kazanılsa da asıl tehlikenin Ruslar olduğunu ve asıl zaferin onlara karşı kazanılması durumunda bir sonuç alınabileceğini, bunun da oldukça kanlı bir şekilde başarılabileceğini söylediler. Bunun için de Hersek ve İşkodra Tümenleri’nin bu bölgeye aktarılmasını istediler. Öneri kabul edilerek bahsi geçen kuvvetlerin bir kısmı, Süleyman Hüsnü Paşa komutasında hemen Balkanlara kaydırıldı. 3 Temmuz 1877 günü Süleyman Paşa’ya hareket emri verildi.
Süleyman Hüsnü Paşa ve ordusu, bölgeye ancak Şıpka Geçidi kaybedildikten sonra gelebildi. Süleyman Paşa, Balkan Cephesi Komutanlığı’na atanmıştı fakat Rauf Paşa ondan daha kıdemliydi. Yani emir komuta zinciri, harekatı yönetmek isteyen II. Abdülhamid tarafından daha önce de olduğu gibi yine bozuldu. İstanbul’daki Harp Yönetim Merkezi’nin askerlikle bağdaşmayan emirleri, tüm cepheyi alt üst etti.
Süleyman Hüsnü Paşa komutasındaki ordu, Eski Zağra’yı geri almayı başardı. Yapılan taarruzlar sayesinde Ruslar, daha önceden ele geçirdikleri Hain Boğazı’ndan çekildi. Sıra, Şıpka Geçidi’ne geldi. Ruslar, Hain Boğazı’ndan çekildikten sonra daha da tedirgin oldular. Osmanlı ordusunun daha tükenmemiş olması onların inancını zayıflattı. Bu nedenle taarruz güçleri bir süreliğine kırılmış gibi göründü.
Şıpka Geçidi, sarp bir bölgedeydi. İki tarafı da dik uçurumlarla ve yamaçlarla çevriliydi. Bu yüzden savunma yapan taraf için avantaj sağlıyordu. Süleyman Paşa, düşmanın dikkatini önce Elena Bölgesi’ne çekmeye çalıştı. Rus ordusu da bu bölgeye asker kaydırdı. Ancak taarruz gecikince düşman da Şıpka’daki kuvvetleri yeniden takviye etti. 21 Ağustos 1877 sabahı Türk orduları taarruz için hazırlandı. Toplar, sarp arazide yerlerine güçlükle yerleştirildi. Bölgenin en yüksek noktası olan Aziz Nikola Dağı’ndan topçu ateşi açıldı. Buna rağmen hazırlıklar aksamadı. Sadece birkaç saat sonra Aziz Nikola Dağı’na bir saldırı başlatıldı. Bunun üzerine dağdaki Rus ordusu takviye edildi. Aslında yapılacak ilk saldırıda kesin bir sonuç alınması planlanmamıştı. Çünkü düşman çok kuvvetliydi ve kayıp fazla olabilirdi. Türk askeri, Rus Lağım Müfrezesi ve onları himaye eden Rus birliğiyle çatışmaya girdi. Düşman geri çekilince onu takip eden birlikler de geçilmemesi gereken noktanın daha ilerisine kadar ilerlemek zorunda kaldı. Düşmanın asıl savunma mevzilerinden bir tepki gelmeyince ilerleyiş sürdü. Bunu gören diğer Türk birlikleri de hangi birlik tarafından çalındığı anlaşılmayan “taarruz borusu” ile hücuma kalktı. Durumu gören Süleyman Paşa, hücumu durdurması için yaveri Şakir Paşa’ya emir verse de emir duyurulana kadar ordu çoktan ilerledi. Coşan neferler, “Dur!” emrini bile duyamayacak durumda olduğundan gelen hiçbir emirden haberleri olmadı. Türk askerleri yoğun ateşe rağmen sarp kayalıklara tırmanmaya başladı. Durumun daha kötü olmasını istemeyen Süleyman Paşa, emrindeki diğer bir taburu da ileri çıkarmak zorunda kaldı. Hücum eden askerler, Rusların en kuvvetli olduğu noktaya kadar geldi. Düşmanlar, ağır silah yönünden çok üstündü. Normal şartlarda bir sivilin dahi gitmek istemeyeceği yalçın kayalıklarda Türk askerleri şehit olmak pahasına ilerledi. Nikola Dağı’na 150 metre kadar yaklaşmayı başardılar. Askerlerin cesaretinden korkan düşmanlar bir süre sessiz kaldı. Sonra yoğun bir şekilde ateş etmeye başladılar. Ancak Türk neferleri herhangi bir savunma belirtisi göstermeden saldırıya devam etti. Rusların yaylım ateşi ve topçu atışları, bir süre sonra etkisini gösterdi. Şehitler arasında iki alay komutanı Yarbay Hasan ve Yarbay Abdurrahman da vardı. Nikola Dağı’nı ele geçiren askerlerimiz oldu. Fakat onlar da yoğun ateş nedeniyle şehit düştü. Yorulan askerlerin saklanacak bir yeri yoktu. Çıktıkları dik yamaçlardan inmeye çalışsalar da bunu başaramadılar. Bu geçici başarı, diğer birliklerimiz tarafından iyi değerlendirildi ve askerlerimiz düşmanın dibine kadar sokuldu. Hücum eden tugayın askerleri yaklaşık 14 saatlik bir ateşin içinde kalmıştı. Eğer takviye edilseydiler hiç planlanmamış bir zafer kazanılacaktı. Ancak koordinasyon eksikliği nedeniyle bir netice alınamadı. Birlikler ormanlık alana alınarak ikmalleri yapıldı. Harbin ilerleyen günlerinde ikmal zayıflığı ve beceriksiz idareciler nedeniyle buradaki askerlerimiz ne yazık ki esir düştüler.
Şıpka Muharebeleri, savaş kaynaklarında dört muharebe olarak geçer. Biz yazımızda sizlere bir özet sunmaya çalıştık.
Osmanlının yöneticilerinin yetersizliği, ordunun modernleştirilmemesi ve çift başlı yönetim nedeniyle büyük bir başarının kapısı aralansa da sonuca gidilememesi aslında bize iyi bir planlamanın ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.
Serbay KAYGANACIOĞLU (serbayk@egitimaskina.com)







Daha fazlası...
HİTİTLER VE ANADOLU’DAKİ BAZI HİTİT ESERLERİ
ÇATALHÖYÜK VE İLK YERLEŞİK YAŞAMIN İZLERİ
Bir Kadının Saklı Mevsimi-Kimberley Freeman